Sunday, May 11, 2008

Karşımdaki ben...



Hayat iyi giderken bir anda dibe vuruş sesini kulaklarımda duyar oldum aniden. Kendimden şüphe duyuyordum artık. Çok mu güvenmiştim. Yoksa hiçbir şey benim düşündüğüm gibi değil miydi? Aynaya geçip sorular sormaya başladım ve bu kez farklı cevaplar veriyordu karşımdaki. Sanki tüm düşünceleri değişmiş, hayat felsefesi farklılaşmış. Gücünü yitirmiş gibiydi. Yorgun, yıpranmış… Karşımda tanımadığım çelimsiz bir ben vardı.

Sonra korkup ağladım. Delice… Ahmakça… Çok şeyi kırmak istedim, ama yapamadım. Buna bile gücüm yetmedi. Oysa ben, ben olsam yapardım, aldırmadan kimseye, hiçbir şeye.

Birden durdum ve kızarmış, şişmiş gözlerle tekrardan aynaya baktım. Kahkaha atmaya başladım. O da bana gülüyordu. O hışımla elime ne aldığımı bilmediğim bir şeyi aynaya geçirdim. Paramparça olmuştu. Sonra bir kahkaha daha attım. Bu sefer gülemiyordu. Ve “beni yenemezsin. Ne kadar dibe vursam da çıkmasını bilirim. Hiçbir şey yıldıramaz. Dibi görmeyenler ışığın önemini anlayamazlar” dedim ve kalkıp yerimden yüzümü yıkadım. Hayata tırmanmaya tekrardan var gücümle başladım.

Thursday, May 1, 2008

Yejades'ten inciler.... :)

*Felsefe hayat süzgecidir! Hayattaki en temiz, en güzel tartışma yoludur.


*Aşk sigara gibidir. Dışarıdan bakıldığında bir şeye benzese de yaşanınca zehir gibi kalbe zararlıdır.




*Hayat kimle dans ettiğine dikkat et! Ben dünyayla dalga geçer seni de tek parmağımda döndürürüm.


*Ben aşka inanmıyor değilim. Gerçek aşkı yaşayacak erkeğin varlığına inanmıyorum

Madalyon ve Plan...


Hayatta hemen hemen her şey plansız bir şekilde zamana karşı, biz her ne kadar nizam içinde ilerletmek istesek de. Siz ne kadar kağıtları yıllara, aylara hatta yarına bölseniz de hayat size sürpriz yapıp saniyeleri karıştıracaktır.

Yapılacaklar listesi, gidilmesi gereken yerler, konuşulması gereken insanlar, alınacaklar, ödevler, tezler… Her şey çok güzel ayarlanmış aslında. Ama hesapta olmayan bazı şeyler var ortada. Ama planlar arasında gözükmüyor. Durun, iyi bakın yazmış olmanız gerekiyor bölünmüş kısımlar arasına. Yok, dimi? Hayatta ne olacağı hiçbir zaman belli olmuyor. Sonradan çıkan her şey planınızı aksatıyor ve en sonu “hay ben böle plana!” diyebiliyorsunuz.

Ya da birine bir şey demek istiyorsunuz. Nasıl, ne zaman diyeceğinizi kafanızda ayarlıyorsunuz. Tam diyeceksiniz, yüreğiniz el vermiyor ya da aksilik oluyor diyemiyorsunuz. Ama başka zaman hiç hesapta yokken “şimdi desem olur” diye düşünüp diyiveriyorsunuz.
Hayat bu kadar duygulu, bu kadar aksiyonlu, bu kadar garipken planlı dönmesi dünyanın çok zor.

En güzeli hayatta her şeye karşı hazırlıklı olmak. Ruhen ya da madden… İyisiyle kötüsüyle bazen bir savaşçı misali, bazen bekleme koltuğunda oturan bir kişi gibi, bazen de soğukkanlı birinin bedenindeymişçesine… En önemlisi her türlü durumla karşılaştığımızda nevrimizin dönmesini engelleyebilmektir.

Hayatın yüzünüzü şaşkınlaştırmaması dileğiyle…

Merdiven Çığlıkları...


Hep tartıştınız zamansız. Hep bağırdınız birbirinize yalnızmışçasına. Kırıp döktünüz tek sahibi sizmişçesine. Düşünmediniz hiç aklınız yokmuş gibi yaşamın ardındakileri. Ne kendinizi ne bizi dinlemediniz hiçbir zaman bilirmişçesine. Konuşturmadınız…

Oysa ben sizi hep dinledim… Her zaman merdiven korkuluğuna yaslanıp o küçük aralıktan sizi izledim. Hayatlarınızı mahvedişinizi ve bizimkilerini de. Sessizce ağladım. Sayılabilecek kadar gözyaşı döktüm duymayın diye.

Bir türlü işleyemeyen beynimin içinde bir “dank” sesi oluştu. Ve şimdi ben sizi dinlemiyorum ve ağızlarınızı mühürlüyorum. Sadece kapıyı çarpıp sizi o boş ve anlamsız hayatlarınızla baş başa bırakıyorum.

Merak etmeyin değişen hiçbir şey olmayacak benim gidişimle…

Friday, April 18, 2008

Düşler Prensesi...



Gölün az ilerisindeki o görkemli şatoyu görebiliyor musunuz? Ne kadar kocaman değil mi? Etrafı yemyeşil… Rengarenk çiçekler doğa ananın kusursuzları arasında gene. Güneş ise yukardan göz kırpıyor. Ben de şatonun en güzel manzaralı balkonunda ufka bakarak hayallere el sallıyorum. İçeride binlerce mutlu çalışan yarınki büyük balonun hazırlıklarını düzenliyor. Herkes bir koşuşturmaca… Bir heyecan… Bir telaş… Akrep akşamı gösterirken tek tek yıldızlar beliriyor siyah gökyüzünde. Gecenin görkemliğiyle uykuma dalıyorum.

Sonra güneş tekrardan “merhaba” diyor tüm evrene. Ben içten bir gülümsemeyle günü selamlıyorum. Hemen aynanın karşısındayım, hani büyük gün ya bugün!

Dünyada hiçbir prensesin sahip olmadığı en güzel elbiseye sahibim. O kadar görkemli ki! Yavaş yavaş zaman gelirken benim de son işim kaldı. Tacımı ipek gibi saçlarıma taktım ve son kez aynada kendime baktım. Şaşkınlıkla kendime bakarken hemen salona doğru yöneldim. Geç kalmak bir prensese yakışmazdı. Benim gibi bile olsa…

Merdivenlere doğru ilerliyorum bir hanımefendi edasıyla. Diğer ülkelerin kralları, kraliçeleri, prensesleri… Hepsi beni bekliyor. Ve tabii ki de prensim olmak için bekleyen prensler… Herkes merak ediyor daha önce hiç görülmemiş prensesi.

Merdivenlerden inerken göz göze geldiğim, kalbimi eritecek yakışıklıyı olmayan ülkemin prensi yapacağım. Kim ki sevgi dolu bakışlı, hayatı hisseden, bana baktığında gözlerinde kaybolduğum, onu gördüğümde ruh halim ne durumda olursa olsun güldüğüm, görünüşte ne kadar masum olursa olsun yeri geldiğinde kollarının altına sığınabildiğim, hayat pusulam olan prens. İşte o benim şatomun prensi! Kalbimin…
Fakat nedense öyle birini hiç göremedim. Tüm basamaklardan kuğu gibi süzülürken gözlerim prensimi aradı, ama o yoktu. Sonra birden fark ettim de herkes de beni süzüyordu. Sanırım etkilemiştim. Sonra birden kapı aralarında kapıcılar bağırdı:

“Düttt dürüüü düttt düttt düttt dütt düt dürüüdüüüüüüt, Ülkesi olmayan pres sarayımızı teşvik etti”

Kafamı çevirdiğimde kalbime garip şeyler olmaya başladı. Mideme sancılar girdi. İki seçenek var ya hastayım ya da prensimi buldum. Ama ters olan bir şey var, rollere ne oldu? Ben merdivenden inerken onu etkilemem gerekirdi. Ben ondan değil!

Kendini toparla, sen bir prensessin. J Eğer öyleyse işte benim prensim! Şimdi aşık olmaya… Parti başlasın!

Ülkesi olmayan prensesim! Benim krallığım, benim düşlerim… Gerekirse tek iktidar hükmederim, ama ülkesi olmayan prens BENİM!!! :)

Wednesday, April 2, 2008

Kendi hikayenizi kendiniz oluşturun... Söze gerek yok!











Wednesday, March 26, 2008

Affedilme Hakkımı ver!..

"Bak biliyorum yaptım hata. Orada onu yapmamalıydım ve öyle dememeliydim. Seni çok sevdiğimi bilmiyor musun? Anlasana bilerek olmadı hiçbir şey..."
"Tamam, affediyorum (Görünüşte)"



"(Düşüncede) Her zaman, herkes de böyle oluyor. Bilerek yapmadım, affedilme hakkım var diye yırtmaya çalışıyorsun. Hiç de bilirek yapmıyorsun. Oysa bilerek ya da bilmeyerek de olsa kalbimin incildiğinin farkında değil misin? Bir özürü bile çok görürken, gönlümü almazken bile affedilmek istiyorsun. Ne için? Hatanın tekrarı için mi?


Ya da ben niye affediyorum ki? Bilmeyerekden her defasında hata yapsan da seni sevdiğim için mi?


Kalbime söz geçirdiğim an unutma ki affedilme hakkın olmayacak..."